Arapça Gramer › Nahiv › Üslûplar ve özel konular

Ta'accub

التعجّب

Ta'accub (التعجّب), konuşanın bir şeyin olağan dışı yoğunluğuna veya derecesine duyduğu hayret ve şaşkınlığı ifade eden nahiv üslûbudur; Arapçada bu anlam iki kalıplaşmış sîgayla (ما أَفْعَلَهُ ve أَفْعِلْ بِهِ) ya da ta'accub bildiren başka yapılarla kurulur.

Ta'accub, bir nesne veya kişinin herhangi bir nitelik bakımından olağanüstü bir dereceye ulaştığını vurgulamak amacıyla kullanılan özel bir Arapça üslûptur. Klasik nahiv geleneğinde iki standart kalıp belirlenmiş olmakla birlikte, Kur'ân-ı Kerîm başta olmak üzere klasik metinlerde kalıp dışı (gayr-i kıyâsî) ta'accub ifadelerine de sıkça rastlanır.

Türleri ve Kuralları

  • Birinci kalıp: ما أَفْعَلَهُ — ما ta'accubiyye mübtedâdır (terkîben ism-i mevsûl veya nekire-i tâmme sayılır); أَفْعَلَ geçmiş zaman sîgasında bir fiildir ve fâili zamîr-i müstetir هو olup ما'nın haberini oluşturan cümlenin yüklemidir; الهاء ise mef'ûl bih'tir. Örnek: ما أَجْمَلَ السَّمَاءَ! "Gökyüzü ne kadar güzel!"
  • İkinci kalıp: أَفْعِلْ بِهِ — Emir sîgasına benzeyen bu fiil aslında mâzî hükmündedir; بِهِ'deki بَاء zâidedir ve isim fâil konumundadır. Örnek: أَكْرِمْ بِزَيْدٍ! "Zeyd ne kadar değerli!"
  • Kalıp dışı (gayr-i kıyâsî) ta'accub: Özellikle Kur'ân'da سُبْحَانَ, وَيْلٌ, قُتِلَ (la'n ve ta'accub ifade eden mâzî), كَيْفَ ile kurulan sorular ve لَعَلَّ gibi yapılar ta'accub anlamı taşır.
  • Şartlar: Kıyâsî ta'accub fiilinin türetilebilmesi için fiilin sülâsî, mutasarrif, mâna bakımından kâbil-i müfâvata (derecelendirmeye elverişli) ve müsbet olması gerekir; renk-şekil bildiren rubâî efal-i mütaaddiye bu kalıplara doğrudan girmez.

Kur'an'dan Örnekler

قُتِلَ الْإِنسَانُ مَا أَكْفَرَهُ (Abese 80:17) — "İnsan kahrolsun! Ne kadar nankördür!" İ'râb: قُتِلَ ta'accub ve la'n ifade eden kalıp dışı dua fiili; الْإِنسَانُ nâib-i fâil, merfû. مَا ta'accubiyye mübtedâ; أَكْفَرَهُ ta'accub fiili (birinci kalıp), fâili müstetir هو, الهاء mef'ûl bih, cümle ما'nın haberi.

فَمَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ (el-Bakara 2:175) — "Onlar ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!" (yani bu durumu ne kadar gözü kara üstleniyorlar!) İ'râb: مَا ta'accubiyye mübtedâ; أَصْبَرَهُمْ ta'accub fiili (birinci kalıp), fâili müstetir هو, هم mef'ûl bih, cümle ما'nın haberi; عَلَى النَّارِ câr-mecrûr, fiile müteallık.

كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ (el-Bakara 2:28) — "Allah'ı nasıl inkâr edebilirsiniz? Oysa siz ölüydünüz, sizi O diriltti." İ'râb: كَيْفَ ta'accub ve inkâr anlamı taşıyan ism-i istifham, hâl olarak mansûb; تَكْفُرُونَ muzâri fiil, fâili vâv; cümle kalıp dışı ta'accub üslûbudur.

Notlar

  • El-Galâyînî, Câmiu'd-Dürûs'ta ta'accub fiilinin ne fiil ne de sıfat olduğunu, kendine özgü bir kategoride değerlendirilmesi gerektiğini vurgular.
  • İbn Mâlik, Elfiyye'sinde (بابُ التعجّب) kıyâsî kalıpların yanı sıra لِلَّهِ دَرُّهُ ve وَيْحَهُ gibi semâî ta'accub ifadelerinin de bulunduğuna dikkat çeker.
  • Kur'ân'daki ta'accub ifadeleri çoğunlukla kınamayı (tevbîh) veya şiddetli inkârı (istib'âd) da barındırır; bu sebeple salt psikolojik bir hayret olarak değil, belâgî bir vurgu aracı olarak okunmalıdır.
Kaynak: Tek Kaynak Arapça gramer verisi. Eğitim ve araştırma amaçlıdır.
Munsarif ve gayr-ı munsarif
Munsarif isim Memnû' mine's-sarf