Masdar
المصدر
Masdar (المصدر), bir fiilin bildirdiği soyut eylemi veya oluşu zaman ve şahıs kaydı olmaksızın ifade eden, Arapça isim türevlerinin (müştakkât) temel kategorilerinden birini oluşturan ve diğer türevlerin kendisinden çıkarsandığı kabul edilen köken isimdir.
Masdar (المصدر), sözlükte "çıkış yeri" anlamına gelir; gramer terimi olarak ise bir fiilin ifade ettiği eylemi, oluşu veya durumu soyut biçimde, yani zaman, şahıs ve sayı bağı taşımadan karşılayan isimdir. Sîbeveyhi ve Basra ekolüne göre fiil masdardan türemiştir; bu yüzden masdar "türevlerin aslı" sayılır. Câmiu'd-Dürûs'ta el-Galâyînî masdarı aslî masdar (المصدر الأصلي) ve mîmî masdar (المصدر الميمي) olarak başlıca ikiye ayırır; İbn Mâlik ise Elfiyye'sinde masdar-ı merre (مصدر المرة) ve masdar-ı hey'e (مصدر الهيئة) gibi alt türlere de yer verir.
Türleri ve Temel Kuralları
- Aslî masdar: Fiilden düzenli veya düzensiz kalıplarla türeyen asıl masdar. Sülâsî mücerred fiillerin masdarı kıyâsî değil semâîdir (örn. ذَهَبَ → ذَهَابٌ; كَتَبَ → كِتَابَةٌ). Rubâî ve daha fazla harfli fiillerin masdarı ise kıyâsîdir (örn. أَكْرَمَ → إِكْرَامٌ; تَعَلَّمَ → تَعَلُّمٌ).
- Mîmî masdar: Başına م harfi getirilerek yapılan masdar olup zaman zaman ism-i mekânla aynı kalıbı paylaşır (örn. مَرْجِعٌ "dönüş / dönüş yeri").
- Masdar-ı merre: Eylemin bir kez yapıldığını gösterir; sülâsîde فَعْلَة kalıbıyla yapılır (örn. ضَرْبَةٌ "bir vuruş").
- Masdar-ı hey'e: Eylemin biçimini/tarzını anlatır; فِعْلَة kalıbıyla yapılır (örn. جِلْسَةٌ "oturuş biçimi").
- Masdar-ı müevvel (سبك المصدر): أَنْ veya مَا + fiil yapısının masdar değeri kazanması; iʿrâbda açık masdar gibi işlev görür.
- Masdarın iʿrâbdaki işlevleri: Mübtedâ, haber, fâil, mef'ûl bih, mef'ûl mutlak (masdar-ı müekked veya masdar-ı nev'), muzâfün ileyh ve câr-mecrûr olarak kullanılabilir.
Kur'an'dan Örnekler
وَإِقَامُ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءُ الزَّكَاةِ — el-Enbiyâ 21:73
"Namaz kılmak ve zekât vermek." İ'râb: إِقَامُ ve إِيتَاءُ, rubâî mücerred fiillerin (أَقَامَ, آتَى) إِفْعَال / إِفْعَاء vezninde aslî masdarlarıdır; her ikisi atfedilmiş şekilde önceki fiilin mef'ûllerine bağlı birer muzâftır ve merfû okunurlar.
وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ — el-Ankebût 29:45
"Allah'ı zikretmek elbette en büyük şeydir." İ'râb: ذِكْرُ, sülâsî mücerred fiilin (ذَكَرَ) semâî masdarıdır; mübtedâdır, merfûdur ve اللَّهِ lafzına muzâf olmuştur. أَكْبَرُ haberidir.
فَضَرْبَ الرِّقَابِ — Muhammed 47:4
"Boyunları vurun." İ'râb: ضَرْبَ, masdar-ı merre kalıbına yakın olmakla birlikte burada mutlak mef'ûl (mef'ûl mutlak) işleviyle mahzûf bir fiilin yerine geçen masdar olarak mansûbdur; الرِّقَابِ muzâfün ileyhtir, mecrûrdur.
إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولًا — el-İsrâ 17:36
"Şüphesiz kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumlu tutulacaktır." İ'râb: مَسْئُولًا ism-i mef'ûl olup karşılaştırma amacıyla zikredilmiştir; aynı kökün masdarı olan سُؤَالٌ (فُعَال vezni), سَأَلَ fiilinin semâî masdarı olarak Kur'an'da başka âyetlerde de geçer ve masdarın türev ailesiyle ilişkisini somutlaştırır.
Notlar
- Klasik nahiv geleneğinde masdar, fiilin aslı sayıldığından diğer tüm müştakkâtın (ism-i fâil, ism-i mef'ûl, sıfat-ı müşebbehe vb.) "köken babası" olarak tanımlanır.
- Kûfe ekolü ise fiili masdardan değil, masdarı fiilden türemiş kabul eder; bu tartışma el-masdar aslu'l-eştikāk meselesi olarak usûl kaynaklarında geniş yer tutar.
- Masdar-ı müevvel iʿrâbda tam masdar gibi işlev görür; örneğin أَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ (el-Bakara 2:184) cümlesinde أَنْ تَصُومُوا mübtedâ konumunda masdar-ı müevveldir.