Muzâri'in merfû' olması
رفع المضارع
Muzâri' fiil, başında herhangi bir nâsıb veya câzım edatı bulunmadığı sürece asıl hâli olan ref' üzere kalır ve bu durumda merfû' muzâri' olarak adlandırılır; merfû' muzâri'in alâmeti sahih sondaki damme (ضمّة), esmâ-i hamsede nun'un varlığı ve emsile-i hamse'de (beş fiil kalıbında) nun'un muhafaza edilmesidir.
Muzâri' fiil, nahiv ilminde aslen merfû'dur; yani herhangi bir nâsıb edat (en, len, iz̤en, key vb.) veya câzım edat (lem, lemmâ, lâm-ı emr, lâ-i nehy vb.) başına gelmediği sürece ref' hâlinde bulunur. Bu durum "istishâb-ı asl" ilkesiyle açıklanır: muzâri', amel eden bir unsur olmadıkça özgün hareketini —ref'i— korur. el-Galâyînî, Câmiu'd-Dürûs'ta muzâri'in ref' hâlini onun "hükm-i aslî"si olarak nitelendirmiştir; İbn Mâlik de Elfiyye'de "وَالْفِعْلُ مُضَارِعٌ يَلِي لَمْ كَيَضَعْ" beytinden önce muzâri'in ref' almasının temel kural olduğunu ortaya koyar.
Türleri / Kuralları
- Sahih sonda damme ile ref': Son harfi sahih (illet harfi olmayan) ve tekil olan muzâri'in ref' alâmeti zâhir dammedir. Örn. يَكْتُبُ، يَذْهَبُ، تَعْلَمُ.
- Mu'tell sonda taqdîrî damme ile ref': Son harfi و veya ي olan muzâri'de damme takdîren (mahallen) bulunur, telaffuz edilmez. Son harfi ا olan fiilde ise dammenin taqdîri "te'azzur" (imkânsızlık) sebebiyledir. Örn. يَدْعُو، يَرْمِي، يَخْشَى.
- Emsile-i hamse'de nun'un varlığı ile ref': Muzâri'in müsennâ, cem'-i müzekker sâlim veya hitâb müennesi sigalarından oluşan beş kalıpta (يَفْعَلَانِ، تَفْعَلَانِ، يَفْعَلُونَ، تَفْعَلُونَ، تَفْعَلِينَ) ref' alâmeti sondaki nun'un muhafazasıdır; nasb ve cezm durumunda bu nun düşer.
- Âmilsizlik şartı: Ref', nâsıb veya câzım bir aracın bulunmamasına bağlıdır. Mübtedâ'nın haberi konumundaki muzâri', ism-i mevsûlün sılası olan muzâri' ve haber cümlesi içindeki muzâri' bu kurala giren yaygın kullanımlardır.
Kur'an'dan Örnekler
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ — Bakara 2:255 (Âyetü'l-Kürsî'nin bir bölümü). Türkçe: "Onların önündekini ve arkasındakini bilir." İ'râb: يَعْلَمُ merfû' muzâri', ref' alâmeti zâhir damme; herhangi bir nâsıb veya câzım edat almadığından asıl hâli olan ref' üzeredir. Fâili müstetir (هو) olup lafzen Allah'a (cc.) döner.
وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ — Âl-i İmrân 3:134. Türkçe: "Allah iyilik edenleri sever." İ'râb: يُحِبُّ merfû' muzâri', ref' alâmeti zâhir damme; cümle mübtedâ (اللَّهُ) + haber cümlesi yapısında olup muzâri', haber cümlesi içinde vâkidir ve nâsıb/câzım almamıştır. Fâili müstetir هو; الْمُحْسِنِينَ mef'ûlün bih, nasb alâmeti cem'-i müzekker sâlimde ya'dır.
يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ — Haşr 59:1. Türkçe: "Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tesbih eder." İ'râb: يُسَبِّحُ merfû' muzâri', ref' alâmeti zâhir damme; câzım veya nâsıb edat almadığından ref' hâlindedir. مَا فِي السَّمَاوَاتِ mübtedâ konumundaki ism-i mevsûl olarak fâil yerindedir (fâil-i müebher görüşüne göre ما fâildir); لِلَّهِ câr-mecrûr, fiile müteallık.
Notlar
- Ref', muzâri'in "amel almamış" hâli olduğu için bazı nahivciler muzâri'i bu durumda mu'rab fakat âmilsiz kabul etmiş; bir kısmı ise "muzâri' her zaman ref' üzeredir, ancak nâsıb veya câzım edat bunu değiştirir" diyerek âmil tartışmasını başlatmıştır.
- Emsile-i hamse'de nun'un ref' alâmeti sayılması İbn Mâlik başta olmak üzere cumhûr-i nahiviyyîne göredir; nun'un hareket-i i'râb yerine geçtiği unutulmamalıdır.