Arapça Gramer › Nahiv › Muzâri' fiilin i'râbı

Muzâri'i nasb eden edatlar

نواصب المضارع

Muzâri'i nasb eden edatlar (nevâsıbu'l-muzâri'), muzâri' fiilin önüne gelerek onun sonunu ötre (ref') yerine üstün (nasb) ile okutturan harfler ve edatlardır; klasik nahiv geleneğinde bu edatlar dörde ayrılır: أَنْ, لَنْ, إِذَنْ ve كَيْ.

Muzâri' fiil, aslında merfû' (ötreli) okunur; ancak önüne nâsıb bir edat geldiğinde mansûb (üstün) hâle geçer. Klasik nahiv âlimlerine göre bu edatlar dörttür: أَنْ، لَنْ، إِذَنْ، كَيْ. Bunlara ek olarak bazı edatlar da muzâri'i dolaylı yoldan nasb eder (nâsıb bir أَنْ takdir edilerek); bu gruba لَامُ التَّعْلِيلِ، حَتَّى، أَوْ، فَاءُ السَّبَبِيَّة، وَاوُ الْمَعِيَّة dâhildir.

Türleri / Kuralları

  • أَنْ (en): Asıl nâsıb edattır; muzâri'i doğrudan nasb eder ve fiili masdar anlamına dönüştürür. Örn. أُرِيدُ أَنْ أَفْعَلَ "yapmak istiyorum." Fiilin sonu fetha (üstün) alır.
  • لَنْ (len): Gelecek zamanda olumsuzluk bildirir ve muzâri'i doğrudan nasb eder. لَنْ يَفْعَلَ "asla yapmayacak."
  • إِذَنْ (izen): Cevap ve karşılık bildiren edattır; belirli şartlar altında (fiilin başta ve muttasıl gelmesi) muzâri'i nasb eder. إِذَنْ أُكْرِمَكَ "O hâlde seni ağırlarım."
  • كَيْ (key): Amaç/gaye bildirir; önünde veya içinde gizli أَنْ olduğu da söylenir. جِئْتُ كَيْ أَتَعَلَّمَ "öğrenmek için geldim."
  • Dolaylı nâsıblar (أَنْ takdiriyle): لَامُ التَّعْلِيلِ (amaç lâmı), حَتَّى (sonuç/gaye), فَاءُ السَّبَبِيَّة (sebep fâsı), وَاوُ الْمَعِيَّة (beraberlik vâvı) ve أَوْ (ya da/ta ki) bu gruptadır; bu edatlardan sonra gelen muzâri', mukadder أَنْ sebebiyle mansûb olur.

Kur'an'dan Örnekler

وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ (Yûnus 10:72) — "Ve müslümanlardan olmam emredildi." İ'râb: أَنْ nâsıb edat; أَكُونَ muzâri' fiil, أَنْ ile mansûb, alamet-i nasb fethâdır. أَنْ أَكُونَ birlikte te'vîlen masdar olup أُمِرْتُ fiilinin nâib-i fâili konumundadır.

لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّىٰ تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ (Âl-i İmrân 3:92) — "Sevdiklerinizden infak etmedikçe asla iyiliğe/birre eremezsiniz." İ'râb: لَنْ nâsıb edat; تَنَالُوا muzâri' fiil, لَنْ ile mansûb, nûn hazfedilerek alamet-i nasb görünür (ef'âl-i hamse). حَتَّى gaye bildiren edattır; تُنْفِقُوا mukadder أَنْ ile mansûbdur.

لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ (el-Feth 48:2) — "Allah senin geçmiş günahlarını bağışlasın diye." İ'râb: لِ lâmu't-ta'lîl (amaç lâmı); önünde mukadder أَنْ bulunur. يَغْفِرَ muzâri' fiil, mukadder أَنْ sebebiyle mansûb, alamet-i nasb fethâdır. اللَّهُ fâil, merfû'.

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا (en-Nisâ 4:141) — "Allah, kâfirlere mü'minler aleyhine asla bir yol vermeyecektir." İ'râb: لَنْ nâsıb edat; يَجْعَلَ muzâri' fiil, لَنْ ile mansûb, alamet-i nasb fethâdır. اللَّهُ fâil merfû'; سَبِيلًا mef'ûlün bih, mansûb.

Notlar

  • El-Galâyînî, Câmiu'd-Dürûs'ta nâsıb edatları sariha (açık) ve muzmerle nasb edenler şeklinde ikiye ayırır; İbn Mâlik ise Elfiyye'sinde bu tasnifi manzum olarak özetler.
  • Ef'âl-i hamse (beş fiil: يَفْعَلُونَ، تَفْعَلُونَ، يَفْعَلَانِ vb.) nâsıb edat aldığında ref' alameti olan nûn hazfolur; bu durum nasb ve cezm için ortaktır.
  • إِذَنْ'ın nasb şartları tartışmalıdır; Basra ekolü daha katı şartlar ararken Kûfe ekolü daha geniş kullanıma cevaz verir.
Kaynak: Tek Kaynak Arapça gramer verisi. Eğitim ve araştırma amaçlıdır.
Munsarif ve gayr-ı munsarif
Munsarif isim Memnû' mine's-sarf