Mef'ûlün fîh (zarf)
المفعول فيه (الظَّرف)
Mef'ûlün fîh (zarf), bir fiilin gerçekleştiği zaman ya da mekânı belirten ve nasb ile mansûb olan isimdir; cümlede çoğunlukla "ne zaman / nerede" sorusuna cevap verir.
Mef'ûlün fîh (المفعول فيه), fiilin içinde gerçekleştiği zamanı ya da mekânı bildiren ve nasb ile mansûb olan isimdir. Gramer geleneğinde buna zarf (الظَّرف) da denir. Cümledeki işlevi, fiilin ne zaman (zarf-ı zaman) ya da nerede (zarf-ı mekân) vuku bulduğunu açıklamaktır. Zarf, genellikle في anlamını içkin olarak taşır ve âmilinden (fiil veya fiile benzer bir unsurdan) nasb alır.
Türleri ve Kuralları
- Zarf-ı zaman (ظرف الزمان): Fiilin gerçekleştiği zamanı bildirir. Örnekler: يَوْمَ، لَيْلَةَ، حِينَ، سَاعَةَ، صَبَاحًا. Mütesarrif (farklı i'rab alabilir) ya da gayr-i mütesarrif (yalnız nasb üzere mebni/lazım) olabilir.
- Zarf-ı mekân (ظرف المكان): Fiilin gerçekleştiği yeri bildirir. Örnekler: أَمَامَ، خَلْفَ، فَوْقَ، تَحْتَ، عِنْدَ، لَدَى. Mekân zarfları genellikle mübhem (belirsiz) ve muzâf konumunda bulunur.
- Nasb alması: Zarf, âmili olan fiilden ya da fiile benzer unsurdan nasb alır. İ'râb açısından mef'ûlün fîh terkibiyle anılır ve في harf-i cerri hazf edilmiş (mahzûf) kabul edilir.
- Müteallak (تعلُّق): Zarf, manasını tamamladığı fiile ya da fiil anlamı taşıyan bir unsura (sıfat, masdar, haber) müteallak olur; bu unsur bazen mahzûf olabilir.
- Gayr-i mütesarrif zarflar: قَطُّ، عَوْضُ، بَيْنَا، إِذْ gibi yalnız zarf konumunda kullanılan ve i'rabı kısıtlı olan kelimelerdir.
Kur'an'dan Örnekler
وَاذْكُرُوا اللَّهَ أَيَّامًا مَّعْدُودَاتٍ — el-Bakara 2:203 — "Sayılı günlerde Allah'ı zikredin." İ'râb: أَيَّامًا zarf-ı zaman olup اذْكُرُوا fiilinden mef'ûlün fîh olmak üzere mansûbdur (tenvîn ile nasb); مَعْدُودَاتٍ sıfatı olup ona tâbi olarak mansûbdur.
وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنتُمْ أَذِلَّةٌ — Âl-i İmrân 3:123 — "Allah sizi Bedir'de, güçsüz iken yardımıyla desteklemişti." İ'râb: بِبَدْرٍ câr-mecrûr olmakla birlikte mekân anlamı taşıyıp fiile müteallaktır; zarfın yerini tutan câr-mecrûr konumundadır. (Klasik nahiv, câr-mecrûrun zarf yerine geçmesine ظرف مستعار der.)
سُبْحَانَهُ وَتَعَالَىٰ عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا — el-İsrâ 17:43 — "O, söylediklerinin çok üstünde, yüce ve münezzehtir." İ'râb: عُلُوًّا masdar olup تَعَالَىٰ fiilinden zarf-ı mekân ya da mef'ûl-ü mutlak (müekked masdar) işleviyle mansûbdur; كَبِيرًا sıfatıdır.
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ — Kāf 50:39 — "Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et." İ'râb: قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ ifadesinde قَبْلَ zarf-ı zaman olup سَبِّحْ fiiline mef'ûlün fîh olmak üzere mansûbdur; طُلُوعِ muzâfun ileyh olarak mecrûrdur.
Notlar
- El-Galâyînî, zarfı "kendisinde harf-i cer في hazfedilmiş olarak zaman veya mekan anlamı taşıyan ve nasb ile mansûb olan isim" şeklinde tanımlar (Câmiu'd-Dürûs el-Arabiyye).
- İbn Mâlik, Elfiyye'sinde zarfı mef'ûlün fîh başlığı altında inceler ve mütesarrif-gayr-i mütesarrif ayrımına dikkat çeker.
- Câr-mecrûr terkipleri, zarf anlamı taşıdıklarında zarf hükmündedir; ancak teknik olarak mef'ûlün fîh değil, şibhü'z-zarf (zarfa benzer) adını alır.