Kâne ve kardeşlerinin ismi
اسم كان وأخواتها
Kâne ve kardeşleri (كان وأخواتها), mübtedâ ile haberden oluşan isim cümlesine dahil olarak mübtedânın ismini ref' hâlinde (merfû') bırakırken haberi nasb hâline (mansûb) çeviren nakıs fiillerdir; bu fiillere giren mübtedâya "kânenin ismi" (اسم كان) adı verilir ve merfû' olmak bakımından merfûât kategorisine girer.
Kâne ve kardeşleri (كان وأخواتها), isim cümlesinin yapısını değiştiren nakıs fiillerdir. Bu fiiller cümleye girdiğinde mübtedâ "kânenin ismi" (اسم كان) adını alır ve ref' hâlini korur; haber ise "kânenin haberi" (خبر كان) olarak nasb hâline geçer. Gramer literatüründe اسم كان, merfûât (ref' hâlindeki unsurlar) arasında sayılır.
Türleri ve Temel Kurallar
- Başlıca nakıs fiiller: كَانَ، أَصْبَحَ، أَمْسَى، أَضْحَى، ظَلَّ، بَاتَ، صَارَ، لَيْسَ، مَا زَالَ، مَا فَتِئَ، مَا بَرِحَ، مَا انْفَكَّ، مَا دَامَ
- İsmin ref' alması: اسم كان, cümledeki özne konumunu korur ve daima merfû'dur; müfret, tesniye veya cemi olabilir.
- Haberin nasb alması: Kânenin haberi mansûbtur; müfret bir isim, sıfat, câr-mecrûr, zarfı veya cümle şeklinde gelebilir.
- Tam fiil kullanımı: كَانَ ve bazı kardeşleri haber almadan da kullanılabilir (tam fiil); bu durumda kendilerine özgü fâilleri olur ve isim-haber ilişkisi kurmazlar.
- Zaman anlamları: كَانَ geçmiş sürekliliği, صَارَ dönüşümü, لَيْسَ olumsuzluğu, مَا زَالَ süregelen bir hâli ifade eder.
- İsmin öne geçmesi: Kânenin ismi haberin önüne geçebilir; asıl sıra "kâne + isim + haber" şeklindedir.
Kur'an'dan Örnekler
وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا (el-Ahzâb 33:5) — "Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir." İ'râb: كَانَ nakıs mâzî fiil; اللَّهُ اسم كان, merfû', alâmeti damme; غَفُورًا خبر كان, mansûb, alâmeti fetha; رَّحِيمًا ikinci haber veya غَفُورًا'ya sıfat, mansûb.
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ bağlamında bir nakıs fiil örneği için: وَكَانُوا شِيَعًا (el-En'âm 6:65) — "Onlar fırkalar hâlinde idiler." İ'râb: كَانَ nakıs mâzî fiil; وَاو اسم كان konumunda, merfû' (zamiri müstatir değil, muttasıl); شِيَعًا خبر كان, mansûb, alâmeti fetha.
لَيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ (el-Bakara 2:177) — "İyilik, yüzlerinizi (doğu veya batıya) çevirmeniz değildir." İ'râb: لَيْسَ nakıs fiil (olumsuzluk); الْبِرَّ öne geçirilmiş خبر كان, mansûb; أَن تُوَلُّوا masdar tevîlinde اسم ليس, merfû' (mahallen).
وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ (er-Rûm 30:47) — "Müminlere yardım etmek üzerimize hak idi." İ'râb: كَانَ nakıs mâzî fiil; نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ اسم كان, te'hîr edilmiş (sonraya bırakılmış), merfû', alâmeti damme; نَصْرُ muzâf, الْمُؤْمِنِينَ muzâfun ileyh, mecrûr; حَقًّا öne geçirilmiş خبر كان, mansûb; عَلَيْنَا câr-mecrûr, حَقًّا'ya müteallık.
Notlar
- El-Galâyînî, Câmiu'd-Dürûs'ta bu fiilleri "ef'âlü'n-nâkısa" (الأفعال الناقصة) başlığı altında inceler; nakıs terimi, bu fiillerin tek başlarına tam bir anlam taşımamasından kaynaklanır.
- İbn Mâlik, Elfiyye'sinde (beyit 74 ve devamı) اسم كان'ın ref', haberin nasb almasını düzenli kıyasla ele alır ve sıralamanın değişebileceğini açıklar.
- مَا دَامَ yalnızca masdariyye مَا'sıyla kullanılır ve zarf cümlesi kurar; diğer "mâ"lı kardeşlerden (مَا زَالَ vb.) bu yönüyle ayrılır.