Hazf
الحذف
Hazf (الحذف), Arapçada bir kelimenin veya cümle unsurunun bağlamdan (karîne) anlaşılması şartıyla söylemden düşürülmesi, yani telaffuz edilmeden zikredilmeksizin bırakılması olayıdır; sarf açısından ise belirli kurallara bağlı olarak kelimenin bünyesindeki bir harfin ya da sesin fonetik ve morfolojik gerekçelerle düşürülmesidir.
Hazf (الحذف), lugatte "kesmek, eksiltmek" anlamına gelir. Sarf ilminde hazf; bir kelimenin aslî veya ziyade harflerinden birinin belirli fonetik, morfolojik ya da sözdizimsel sebeeplerle düşürülmesi demektir. Nahivde ise anlaşılır olan kelime, öbek veya cümlenin zikredilmemesi anlamında kullanılır. Her iki kullanımda da temel şart, hazfedilen unsurun bağlamdan (القرينة) kesin olarak anlaşılmasıdır.
Türleri ve Kuralları
- İllet harfinin hazfi: و، ا، ي gibi illet harfleri; cer, cezm veya tasnif kuralları gereğince düşürülür. Örneğin muzâri mecrûm fiillerde son illet harfi hazfolur: لَمْ يَدْعُ aslı يَدْعُوdur.
- Hemzenin hazfi (Tahfîf): Hemze telaffuzu ağır olduğunda kolaylaştırma amacıyla düşürülür; مَسَلَة aslı مَسْأَلَةdir.
- Nûn-u vikayenin veya nûn-u ref'in hazfi: Fiil-i emsile (ef'âl-i hamse) cezm veya nasb aldığında sonundaki nûn düşer: لَمْ يَفْعَلُوا aslı يَفْعَلُونَdir.
- Tâ-i te'nisin hazfi: İsim çekimlerinde ve bazı fiil sîgalarında hece uyumu için tâ düşebilir.
- Nahivde hazf: Mübtedâ, haber, fâil, mef'ûl, câr-mecrûr, şart cevabı gibi cümle unsurları karîneden anlaşılıyorsa mahzûf (düşürülmüş) sayılır ve i'râbı takdîren belirlenir.
Kur'an'dan Örnekler
وَاسْأَلِ الْقَرْيَةَ — Yûsuf 12:82 — "Köye sor." (Türkçe anlamı: Köy halkına sor.) İ'râb: Âyetteki الْقَرْيَةَ lafzî mef'ûldür; asıl mef'ûl olan أَهْلَ الْقَرْيَةِ (köy halkını) mahzûftur. Muzâf olan أَهْلَ hazfedilmiş, muzâfun ileyh olan القَرْيَة onun yerine kaim olarak mansûb konumda kalmıştır. Bu klasik nahiv hazfinin en meşhur örneğidir.
لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ — İhlâs 112:3 — "Doğurmadı ve doğurulmadı." İ'râb: يَلِدْ fiili aslı يَلِدُ olup وَلَدَ fiilinden muzâridir; lâm-ı câzime olan لَمْ onu cezmetti ve illet harfi sayılmayan د sâkin kaldı. Burada illet harfi yoktur; ancak يُولَدْ'de cezm alametinin zâhir olması, aynı zamanda nahivdeki hazf-ı mübtedâ örneği olarak değerlendirilen هُوَ'nun mahzûf mübtedâ olduğuna işaret eder.
وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ — İhlâs 112:4 — "Hiçbir şey O'na denk değildir." İ'râb: يَكُنْ, لَمْ ile cezmolmuş muzâri; aslı يَكُونُ'dur. Cezm sebebiyle illet harfi و hazfedilmiş, fiil يَكُنْ şeklini almıştır. Bu, illet harfinin cezm sebebiyle hazfine sarfın en açık Kur'ânî örneğidir.
وَجَاءَ رَبُّكَ — Fecr 89:22 — "Rabbinin (emri/azabı) geldi." İ'râb: Gelme fiili (جَاءَ) Allah'a isnat edilemeyeceğinden müfessirler bu âyette muzâfın hazfini kabul eder: aslında أَمْرُ رَبِّكَ veya قُدْرَةُ رَبِّكَ takdirindedir. رَبُّكَ lafzı fâil olarak merfûdur; mahzûf muzâf ise bu fâilin aslını oluşturur.
Notlar
- Sarf hazfinde (hazfu'l-harf) düşen unsur kelimenin bünyesindeki bir sestir; nahiv hazfinde (hazfu'l-kelime) ise tam bir kelime ya da cümle düşürülür.
- Hazfin meşruiyeti için klasik dilciler ittifakla karîne (anlamı teyit eden ipucu) şartını ararlar; karînesiz hazf kıyâsen kabul edilmez.
- El-Galâyînî, Câmiu'd-Dürûs'te hazfi "îcâz-ı hazf" başlığında belâgat boyutuyla da ele alır; İbn Mâlik ise Elfiyye'nin "bâbu'l-i'râb" ve "bâbu'l-iştibâh" bölümlerinde nahvî hazf kaidelerini manzum olarak özetler.